Ahmed Arif’ten Leyla Erbil’e aşk mektupları

‘Hasretinden Prangalar Eskittim’in şairi Ahmed Arif’in, ‘Tuhaf Bir Kadın’ ve ‘Tuhaf Bir Erkek’in yazarı Leylâ Erbil’e yazdığı mektuplar en sonunda yayımlanıyor. “Leylim Leylim” adıyla yayımlanacak kitapta 1954-59 arasında yazılmış 60’tan fazla mektup var.

Image“Tuhaf Bir Erkek” romanının matbaadan çıkmasını beklediği günlerdi. Erkeklerden ve aşktan konuşuyorduk. Konu nasıl Ahmed Arif’e geldi anımsamıyorum. Mektuplardan o gün söz etti. Ölümünün ardından yayımlanmasını düşünmüş, sonra fikrini değiştirmişti. “Onun gibi bir adamın, büyük bir şairin yazdıklarının basıldığını niye görmeyeyim” diyordu.
Mektupların “Leylâm, ömrüm” diye başladığını anlatıyordu: “Öyle lafları vardır onun. Kulunum, diye yazar. Birçok mektup var. Ama birini okursan hepsini okumuş gibi olursun.”

“Tuhaf Bir Erkek” yayımlandığında yaptığımız söyleşide de müjdeyi vermişti; kitap yakında İş Bankası Kültür Yayınları’nca basılacaktı. Ne var ki Leylâ Erbil o “yakın”a yetişemedi, yayımlandığını göremeden hayatını kaybetti.

Biz okurların bekleyişi ise 21 Eylül’de sona eriyor. “Leylim Leylim” hafta sonunda raflarda olacak.

Yazanla okuyan
arasındaki giz

Kitabın editörü Ruken Kızıler, sunuş yazısında “Mektup, mektubu yazan ve gönderen ile mektubu alan ve okuyan arasındaki gizdir. Bu iki kişinin arasındaki giz silinemeyecek/değiştirilmeyecek bir biçimde kâğıda aktarılmış, söz uçamayıp çakılı kalmıştır. Tam da bu yönüyle ‘kaleme alındığı anın gerçekliği’ zaman tarafından aşındırılamadan, tüm tazeliği içinde korumaya alınmıştır” diyor.

Zamanın aşındıramayacağı mektuplarda Diyarbakır’da sürgün Ahmed Arif’in sıkıntıları var: Adeta ölümle yaşam arasında gidip gelen bir sarkaç… Öte yanda, siyasi baskılar, yayın dünyasının ikiyüzlü yanı…

Ama daha önemlisi, okurken “demek böylesi de yaşanmış” dedirten büyük bir aşk… Ahmed Arif “Leylim” diye başladığı bir mektubu şöyle sonlandırıyor:

“Kulluğum, divaneliğimle ellerini, gözlerini öperim. Öpüyorum ama doyamıyorum. Mutluluk ya da cehennem bu galiba. Sana doymak, korkunç ahmaklık olur.”

‘Seni, anlatabilsem seni’

Aşktan öte büyük bir hayranlık onunkisi: “Cihan insanları içinde en güzel, en iyi ve en namuslusu sensin.” Hatta kimi zaman Leylâ Erbil’i kutsuyor: “Bu senin hiçbir peygambere, hiçbir kahramana kısmet olmayan büyüklüğünden… Güzelliğinden… Kutlu ve saygıya layık oluşundandır.”

Bir yerde de şöyle diyor: “İncil gibi, Tevrat gibisin Leylim. Hilesiz, arı ve duru.” Bunca paye biçtiği, Tanrılar katına yükselttiği kadını da herkese tanıtmak istiyor: “Elim erse, ayağım tutsa, seni bütün cihanın görebileceği bir kuleye çıkarır ve bağırırdım. ‘İşte insan buna derler! Böyle olmaya çalışın!’ İki milyar beş yüz milyon Âdem evladının seni tanımalarını, öğrenmelerini istiyorum.”

Zaten “Hasretinden Prangalar Eskittim” şiiri de “Seni, anlatabilmek seni” dizeleriyle başlamaz mı?

‘Oy sevmişem ben seni’

Ahmed Arif, aynı adı taşıyan kitabındaki birçok şiiri Leylâ Erbil’e yazar. “Maviye, maviye çalar gözlerin, yangın mavisine” dediği, “de be aslan karam, de yiğit karam” diye seslendiği, “oy sevmişem ben seni” diyerek içini döktüğü ondan başkası değildir.

Mektuplarının yanında, yayımladığı tek şiir kitabında yer alan ya da o dönemde dergilerde yayımlanan şiirleri de gönderir. Birinde “Sana ulaşmadan, kavuşmadan da bazı iyi mısralar yakaladığım oluyordu. Senden sonra, yahut seninle daha bir şair oldum” demekten kendini alamıyor, ancak şerh düşüyor sözüne: “Önce şiir değil benim için. Önce sen.”

16 Temmuz 1955 yılındaki başka bir mektubunda da benzer ifadeler var: “Benim her şiirimde varsın ve olacaksın. Ama dünyanın en dehşet şiiri bile ‘sen’ olamaz. Bunu yaşamak gerek. En asıl gerçek bu işte.”

Ahmed Arif, onu sade şairliğine değil, hayatta kalmasına da neden olarak görüyor. Sürgünlüğün sıkıntılarıyla uğraşırken, yokluk çekerken Leylâ Erbil onu hayata bağlayan bir köprü gibi: “Ne tuzsuz şeydi şu dünya be. Geldin, buldun, şenlendirdin, insan ettin beni.”

‘Dostluk, sıcacık bir kuş’

Peki, Ahmed Arif, aşkına karşılık buldu mu? Kızıler sunuş yazısında bu soruyu yanıtlıyor:
“Leylâ Hanım bu mektuplarda dostluk sınırını çizmiş ve bu sınırı gün geçtikçe derinleştirmişti. Ahmed Arif’in bu konumu kabullendiği mektuplarından anlaşılıyor.”
Gerçekten de duygularını ifadeden geri duramasa da kabullenmişlik büyük ozanın satırlarına yansıyor. Hitaplar “cânım dostum”a evrilirken “dostluk avucumuza sıcacık bir kuş gibi konmuş bir kere” diye yazıyor:

“Ama bunda benim yüküm daha ağırmış ne çıkar? Ya ben bundan hoşnutsam? Ya senin sade var olman bile beni saadetten çıldırtacak tatta bir gerçekse?”

‘Gözlerin hani?’

Leylâ Erbil’in Ahmed Arif’e yazdıkları kayıp

Leylâ Erbil’in Ahmed Arif’e yazdıkları ise ne yazık ki kayıp. Bu yazışmalardan şairin oğluFilinta Önal’ın kısa süre önce haberi olmuş. Arşivlerinde bu mektuplara rastlayamadığını ve babasından geriye yayımlanmamış yazılı bir şey kalmadığını yine sunuş metninden öğreniyoruz.
Yine de Erbil’in yapıtlarında Ahmed Arif’in izlerini bulmak mümkün. 1971’de yayımlanan“Tuhaf Bir Kadın”ın ilk bölümünün karakteri“Ozan Halit”te kuşkusuz şairden çok şey var.
Erbil de YeniYazı dergisine verdiği söyleşide,Sait Faik’le ilgili soruyu “Evet, yapıtlarımda yer yer otobiyografik öğeler bulunur. Ama‘Tuhaf Bir Kadın’da Sait Faik’in yeri çok azdır! Bir şairimiz odaktadır aslında” diye yanıtlayarak bu gerçeği açıklar. Romanda,“çok dürüst bir çocuk o” diye tanıttığı Halit’le mektuplaşmalarını anlatır.
2005’te yayımlanan “Üç Başlı Ejderha”da ise açıktan bir selam gönderir Ahmed Arif’e. Mektuplarında “oğlunum ben senin” diyen ve onun için “Gitmek/ Gözlerinde gitmek sürgüne/ Yatmak/ Gözlerinde yatmak zindanı/ Gözlerin hani?” dizelerini yazan ozana yıllar sonrasından
özlemle seslenir:
“akşamüstleri geliyor aklıma… gözleri… oğlumun… gözleri hani… // oğlumun elimde kalan son fotoğrafı… gözleri oğlumun… gözleri… gözlerinde bulurum can tılsımını…
gözleri hani…”

Aslı Uluşahin

Yazının tamamı: http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=442190&kn=7&ka=4&kb=7

 

Reklamlar

About okuryazarsanat

Okur Yazar, bir kişi veya kuruma bağlı olmayan; sosyal paylaşım ağları üzerinde sanatın her dalıyla ilgili haberleri, gelişmeleri, etkinlikleri duyurmayı amaçlayan; sanatın her dalına mensup sanatkarların eserlerini paylaşırken, yeni yüzlere ve toplumsal duyarlılık veya dayanışma gerektiren olaylara da seyirci kalmayan bir kültür sanat oluşumudur. Twitter, Facebook, Tumblr, Instagram, Pinterest, Blog adreslerimiz "Anasayfa" sütununda belirtilmiş olup, Okur Yazar'ın isim benzerliği olan internet siteleri, kendi belirttiğimiz adreslerimiz dışında farklı sosyal paylaşım hesapları ve basılı yayınlarla ilgisi yoktur. Paylaşım yaptığımız adresler sosyal paylaşım hesaplarımızda belirtilmiştir.
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s