40.Altın Kelebek Ödülleri sahiplerini buldu

Görsel

2012/2013 dönemine ait ödülleri kazananlar şöyle:

En İyi pop müzik kadın: Göksel
En iyi çıkış yapanlar: Ece Seçkin, Emre Kaya, Aynur Aydın, Mehmet Erdem,
En iyi şarkı: Türkan/Demet Akalın (Söz: Ayla Çelik Müzik: Gökhan Tepe)
En iyi yarışma: Ben Bilmem Eşim Bilir
En iyi kadın sunucu: Burcu Esmersoy
En iyi erkek sunucu: İlker Ayrık
En iyi komedi kadın: Gonca Vuslateri
En iyi müzik grubu: Kolpa
En iyi kadın haber sunucusu: Nazlı Çelik
En iyi erkek haber sunucusu: İrfan Değirmenci
En iyi komedi dizisi: İşler Güçler
En iyi dizi müziği: Merhamet/ Ferhat Livaneli
En iyi kadın oyuncu: Bergüzar Korel
En iyi erkek oyuncu: Kenan İmirzalıoğlu
En iyi dizi: Karadayı
En iyi yönetmen: Uluç Bayraktar- Cem Karcı
En iyi fantezi müzik kadın: Sibel Can
En iyi fantezi müzik erkek: Orhan Gencebay
En iyi senaryo: Ece Yörenç- Melek Gençoğlu
En iyi proje: Ayselin
En iyi magazin programı: Starlife/Tayfun Topaloğlu
En iyi kültür-sanat programı: Burada Hayat Var/Aynur Tartan
En iyi spor programı: Maraton

Genel içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

50. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde dağıtılan tüm ödüller:

Görsel

Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması:  En İyi Film: Kusursuzlar (Yön. Ramin Matin) ve Cennetten Kovulmak (Yön. Ferit Karahan)
En İyi İlk film: Mavi Dalga (Yön. Zeynep Dadak, Merve Kayan)
SİYAD En İyi Film Ödülü: Kutsal Bir Gün (Yön. Serdar Temizkan)
En İyi Yönetmen: Ramin Matin (Kusursuzlar)
Film-Yön Jürisi En İyi Yönetmen Ödülü: Ramin Matin (Kusursuzlar)
En İyi Senaryo: Zeynep Dadak, Merve Kayan (Mavi Dalga)
En İyi Kadın Oyuncu: Zeynep Çamcı (Meryem)
En İyi Erkek Oyuncu: Hakan Yufkacıgil (Uzun Yol)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Feza Çaldıran (Meryem)
En İyi Kurgu: Çiçek Kahraman (Mavi Dalga)
En İyi Sanat Yönetmeni: Selda Çiçek, Sırma Bradley (Kutsal Bir Gün)
En İyi Müzik: Youki Yamamoto (Meryem)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Gülistan Acet (Cennetten Kovulmak)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Ahmet Özarslan (Uzun Yol)
Behlül Dal Jüri Özel Ödülü: Mavi Ring (Yön. Ömer Leventoğlu)
Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü: Meryem (ses tasarımı ve özel efekt)
Jüri Özel Ödülü: Rojin Tekin (Cennetten Kovulmak)
Antalya Kent Konseyi Özel Ödülü: Meryem
Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması:  En İyi Film: 36 (Yön. Nawapol Thamrongrattanarit)
SİYAD Jürisi En İyi Film Ödülü: Tuhaf Kedicik (Yön. Ramon Zürcher)
Gençlik Jürisi Özel Ödülü: Tuhaf Kedicik (Yön. Ramon Zürcher)
Ulusal Belgesel Yarışması:  En İyi Belgesel: Fecira (Yön. Piran Baydemir) ve Tek Başına Dans (Yön. Birnur Pilavcı)
En İyi İlk Belgesel: Mustafa’nın Yaşam Zinciri (Yön. Doğu Akıncı)  Jüri Özel Ödülü: Hay Vay Zaman (Yön. Nezahat Gündoğan)
Ulusal Kısa Film Yarışması:  En İyi Kısa Film: Karpuz Cenneti (Yön. Gülistan Acet) ve Patika (Yön. Onur Yağız)
Jüri Özel Ödülü: Tornistan (Yön. Ayce Kartal)

Genel içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

“İçimizdeki Aylak Adamlar”

GörselKalın duvarlar arasına hapsettiğimiz hırçın ruhlarımızı kışkırtan yalancı bahar günlerini, şehrin muhtelif çay bahçelerinde her türden insan ve kuş cıvıltısını dinleyerek geçirdim. Birkaç gün önce ‘uzun maceralardan sonra eve dönen’ yorgun yayın müdürümün, değil insan, kuş sesi duymaya bile dayanamayacağını, fevkalade samimi bir lisanla anlattığı sıkıntıya da saygıda kusur etmek istemem lakin neşeli cıvıltılar da pek güzeldi doğrusu. İnsanın acılı yorgunluğunu unutturan, taze bir kokusu var bu ılık havanın. Kış ortasında bahar aldatmacısının şefkatli sahtekârlığına teslim olunca epeydir kendimi bu kadar ‘aylak’ hissetmediğimi fark ettim.

Geçtiğimiz hafta Taraf’ın ekinde gördüğüm bir yazı vesilesiyle Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ını hatırlayıp kitabı tekrar okumak da gevşetti beni biraz. Üstelik bilen bilir, öyle insana mutluluk veren bir kitap değildir ama yine de onun huysuz kahramanıyla yıllar sonra geniş bahçelerdeki kocamış ağaçların altında buluşmak nedense huzursuz ruhuma iyi geldi. Okudukça yazarın bahsettiği türden dikenli bir ‘aylaklığın’ sadece bir gençlik romantizmi, toplumun sahtekârlığını eleştiren bir başkaldırı hikâyesi olmadığını gördüm. Kahramanı C’nin ağzından anlattığı bütün o keskin fikirlerin, değişen ruh hallerinin, aslında hepimizin içinde zaten var olan ama çok rahat ortaya çıkaramadığımız karmaşık duyguların bir bütünü olduğunu anlayınca biraz şaşırdım.

O basit oyun…

Oturduğum çay bahçesinde, bir yandan kitabın sayfalarını çeviriyor, bir yandan da etrafımı kuşatan insanlar hakkında hikâyeler uyduruyordum. Bunu çocukluğumdan beri yaparım, yapmayanlara da ‘neden onlar da böyle yapmıyor’ diye şaşarım. Bu basit oyunu herkesin oynadığına inanmaya eğilimliyim sanırım. Karşımdaki masada, kâğıt helvayı üzerine dökerek yiyen yaşlı kadının denizin dibine yolladığı yalnız bakışlarıyla başlayan bir hikâye yazabilirim mesela. Bu basit oyunun, gündelik hayatın paslı sıkıntısından kaçmak isteyenler için ne kadar eğlenceli olduğunu bilirim.

Bunu romanın aylak adamı C de yapar ama onun oyunları başka türlüdür. Kızgınlık, öfke, hoyratlık, şiddet, kıskançlık, yetersizlik gibi birbirini tetikleyen, ezen, örten farklı duyguların çatışmalarını da içerir. Onun gibi olmak zordur aslında. İnsan, kendisine, sevdiklerine, sevmediklerine, tanrısına, topluma sürekli kızamaz. İncinmekten, başkalarını yaralamaktan yorulur, nefessiz kalır. Hayatın inanmadığı kurallarıyla, güzelliklerini görmek istemediği dünyayla uzlaşmaz görünse de arada durup benzemek istemediği ailesinin, kalabalığın arasına karışıp, orada biraz dinlenmek ister. Hor gördüğü insanların sıkıntısı aynı zamanda kendi çıkmazıdır çünkü.

Zaman bilincini kaybetmek

K Dergisi’nin kapağında, edebiyatın ne işe yaradığını iddialı ama zarif bir cümleyle ifade eden güzel bir alıntı var. Başkalarından uzaklaşırken neden onlarsız yapamadığımızı iyi anlatıyor bence: “İnsan kendini yalnızca insanda tanır” diyor Goethe.

Yusuf Atılgan’ın öfkeli ve uyumsuz C’si de kaçtığı, korktuğu, aşağıladığı insanların aynasında kendisiyle, geçmişiyle yüzleşirken bu hakikati hatırlatmaya ve anlamaya çalışıyor sanırım. Yazarın biraz da kendi uyumsuzluğuna ve isyanına benzeyen ‘kırık’ cümleleri arasında kısa hayal molalarıyla dolaşırken içimizde ne kadar çok ‘aylak insan’ yaşattığımızı düşündüm.

Her sabah aynı hevesle çıkmadığımız iş yolculuğunda, yaşadığımız hayatın sıradanlığına yabancılaşıp, kendimizden bile kaçmak istemiyor muyuz? Böyle boğucu anlarda, bazı insanların zaman bilincini hiç kaybetmemesine, herkesin bir işi oluşuna aylak C gibi şaşırıyoruz bazen.

Samimiyetten uzak bir tonla ısrarla ‘siz’ diye hitap edenler bazen canımızı sıkmıyor mu? C, fena halde sıkılıyor: “Bütün ‘siz’ler, ‘iz’ler, ‘uz’lardan sıkılırım ben. Yapmacık, fazlalık gibi gelirler bana. İkinci konuşmamda ‘sen’ diyemeyeceğim biriyle bir daha konuşmam” diyor mesela. İçimizdeki aylaklardan birisi, bu türden bir yapaylıktan sıkılandır aynı zamanda.

Biz de aslında tıpkı o uyumsuz C gibi, istemeden edindiğimiz tembel alışkanlıkların, hayattaki bilinçli tercihlerimizin yerine geçeceğinden ürküyoruz. İnsanların ezberlenmiş, anlamsız hareketler yaptığını düşünüp gizlice onları küçümsüyor, o kibirli halimizi saklayarak başkalarıyla aramıza mesafe koymak istiyoruz. Kendisini her fırsatta da ‘aylak’ diye tanıtmaktan hoşlanan C de çok farklı değil. O da bizim gibi hayata öfkelenmekle, incinerek kabullenmek arasındaki dikenliği tedirginliğin huzursuzluğunu hissediyor sıkça.

Herkes düşünür ama söylemez

Bazılarımız kendilerine sürekli ‘deli sevgilim, huysuz arkadaşım’ diye hitap edenlerin ‘basit’ şakalarıyla kırılırken, bunu söyleyenlerin sürekli ‘akıllı’ görünmesine kızıyordur muhtemelen. Düşündüklerini çekinmeden söyleyenlerin küstahlığına da şaşırmıyor muyuz bazen? C’nin sevgilisi de hayret ediyor ve “Korkunç bir şey bu, görüyorsun beni, utanıyorum” diyor. “Korkunç olan ne? Bunları herkes düşünür ama çoğu söyleyemez. İkimizin arkasında saklı bir şey olmaması sana bir rahatlama vermiyor mu” diye cevap veriyor ona C.

Peki, sevgilinizle sokaklarda el ele yürürken pencerelerden birine bakıp, orada yaşayan bir aileye dair karamsar yorumlar yapmıyor musunuz? En azından içinize doğru fısıldıyorsunuzdur. O düşüncelerin sıkıntısıyla geleceğinizden korkmadınız mı hiç? ‘Aylak C’ orta sınıf hayatını eleştirirken o bildik sıkıntıyı kendine has ironik cümleleriyle anlatıyor: “Neden kötümsersin” diye soran sevgilisine “sen neden değilsin” diye soruyor ve devam ediyor: “Çevrene bakmıyor musun? En mutlu görünenlere bile? Bütün bunlar üç oda, bir mutfak, iki çocuk düşü ile başlıyor. Sonra? Haydi bayanlar, baylar! Bu fırsatı kaçırmayın. Siz de girin, siz de görün!”

Bazen oraya girmemek için kendimize rağmen direnmiyor muyuz? Ama o zaman da içimizdeki öbür aylak yüzünden bazen hiç bulamayacağımızı bildiğimiz, imkânsız ‘gerçek sevginin’ peşine düşüyoruz. C, böyle, bunaldığı anlarda “Dünyada gereğinden fazla kadın vardı, ama yalnız bir teki yoktu” diyor. İşte o zaman biz de onun gibi kırılıp dökülüyoruz. O ‘bir tekinin’ olduğuna inancımızı kaybetmemek için C’nin buruk ümitsizliğini kendimize bile itiraf etmiyoruz. Kalabalığın uğultulu hayatından uzaklaşırken, kimsenin umursamadığı milyonlarca insandan biri olmanın ağırlığı altında ezilmemeye, o sonsuz çölde kaybolmamaya çalışıyoruz.

C, “Belki de insanlar, kendi kendilerini düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardı” derken, durup derinden hissedemeyecek kadar hırpaladığımız hayatın ne kadar aldatıcı, vahşi olabildiğini anlatıyor. Koskoca şehirde çocukluğundan kalan tanıdık bir kokuyu bulamayacağını bildiği halde aramayı seven yazar C, kitabının ‘küskün’ cümleleriyle aslında hepimizin içindeki uyumsuz ‘aylak kalabalığa’ sesleniyor. İnsanın kendini ait hissetmediği bir hayata kızgınlık duyabileceğini derinden hissediyor çünkü.

İnsan hep geç kalır!

Yusuf Atılgan, pek çok yazarın böylesine çıplak ve katı bir biçimde tarif etmeye cesaret etmediği karanlığı, toplumun ne düşüneceğine hiç aldırmadan anlatırken insanın ruh haritasındaki en dar geçitlere kadar girebilmiş. Sadece yazar dostlarının anlattığı titizliği yüzünden değil, Aylak Adam’ın kalıcılığını sezebildiği için çok yazmamıştı belki de. Yazdıklarını da yırtıp çöpe atmasına pek şaşmamalı. Ben tuhaf bir biçimde bu kitabın insana her manada dokunan koyuluğunu, neredeyse hayatın bütün karanlığını kapsayan derinliğini yıllar sonra tekrar okuduğumda idrak edebildim.

C, kitabın sonlarına doğru okura “insan bir şey yapmağa hep geç kalır” diyordu. Neden hep geç kalırız? Bilmiyorum, fazla düşünmeden, olanla yetiniyormuş gibi görünen basit bir anlayışı rahatça kabullenebildiğimiz içindir herhalde.

C, “Alay edin bakalım, hepinize inat bir gün bulacağım onu!” diye sokaklarda bağırarak ‘düzenle’ alay ederken ben de kendime acımasız sorular soruyordum: İnsan hayatta sadece bulabileceğini mi aramalı? ‘Gerçek sevgiyi’ arayanlar, olmayanın peşine düşen kibirli ‘yalnızlar’ mıdır? Ya öyleyse, gerçekten istediğimiz hayatı ne zaman yaşayacağız?

A.Esra Yalazan

Genel içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Devlet Tiyatroları Yeni Sezona “Merhaba” Diyor

64 yıldır milyonlarca seyirciyi tiyatro sanatının farklı örnekleriyle buluşturan Devlet Tiyatroları (DT), çoğu ilk kez sahnelenecek 150 eserle yeni sanat sezonunu 1 Ekim’de açacak.

GörselYaşar Kemal’den Necip Fazıl’a, Reşat Nuri Güntekin’den Orhan Kemal’e çok sayıda yerli eserle 7’den 70’e herkesi salonlara çekecek DT, yaklaşık 100 yeni eseri de ilk kez sahneleyecek.

Sezonda hem yerli eserlere hem de tarihi eserlere daha fazla ağırlık veren DT, yine bu yıl da Türkiye’nin en ücra köşelerine kadar giderek, yüz binlerce seyirciyi tiyatronun etkileyici atmosferiyle buluşturacak.

Geçen sezon yaklaşık 2 milyon seyirciye ulaşan DT, bu yıl daha fazla izleyiciyi salonlara çekebilmek amacıyla hem eser sayısını artırdı hem de repertuvara, her yaştan kişiye hitap edebilecek yeni yapımlar ekledi.

İstanbul Devlet Tiyatrosu

16 Ekim’de prömiyer yapacak, Tuncer Cücenoğlu’nun yazdığı, Galip Erdal’ın yönettiği “Kızılırmak” 17-31 Ekim’de Cevahir Salon 1’de görülebilecek.

22 Ekim’de prömiyer yapacak, Özcan Özer’in yazdığı, Murat Sarı’nın yönettiği “Son Tango”, 23-31 Ekim’de Cevahir Salon 2’de seyircinin beğenisine sunulacak.

Sanatseverler, Matei Visniec’in yazdığı, Müge Gürman’ın yönettiği “Çehov Makinesi” 12-20 Ekim’de Üsküdar Tekel Sahnesi’nde izleyebilecek.

Irmak Bahçeci’nin yazdığı, Saydam Yeniay’ın yönettiği “Michelangelo” 1-11 Ekim’de; 24 Ekim’de prömiyer yapacak Ali Cüneyt Kılıçoğlu’nun yazdığı, Zafer Algöz’ün yönettiği “İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı” 25-31 Ekim’de Üsküdar Stüdyo Sahne’de sanatseverlerin karşısına çıkacak.

1 Ekim’de prömiyer yapacak, Muzaffer İzgü’nün yazdığı, Mutlu Güney’in yönettiği “Lütfen Kızımla Evlenir Misin?” 2-13 Ekim’de Küçük Sahne’de, 18-20 Ekim’de Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezi Feridun Karakaya Sahnesi’nde ve 24-7 Ekim’de Küçükçekmece Kültür Sahnesi’nde izlenebilecek.

Mario Fratti’nin yazdığı, Saydam Yeniay’ın yönettiği “Kurban” 16-20 Ekim’de Küçük Sahne’de ve 4-6 Ekim’de Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezi Feridun Karakaya Sahnesi’nde perde diyecek.

Patrick Süskind’in yazdığı, Metin Belgin’in yönettiği “Kontrabas” 22-27 Ekim’de Küçük Sahne’de; Duşan Kovaçeviç’in yazdığı, Işıl Kasapoğlu’nun rejisörlüğünü üstlendiği “Profesyonel” 29-31 Ekim’de Küçük Sahne ve 25-27 Ekim’de Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezi Feridun Karakaya Sahnesi’nde; Yavuz Özkan’ın yazdığı, Hidayet Erdinç’in yönettiği “Herkesin Bildiği Sırlar” 11-13 Ekim’de Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezi Feridun Karakaya Sahnesi’nde temsil verecek.

İzmir Devlet Tiyatrosu

“Arap Abdo” 1 Ekim’de prömiyer yapacak. Necmi Onur’un yazdığı, Metin Oyman’ın yönettiği eser 2-20 Ekim’de Konak Sahnesi’nde ve 25 Ekim’de Gaziemir Belediyesi’nde; 22 Ekim’de prömiyer yapacak, Ayşe Emel Mesci’nin rejisörlüğünü yaptığı “Son Çığlık”, 23-31 Ekim’de Konak Sahnesi’nde izlenebilecek.

Bursa Devlet Tiyatrosu

Murat Can Kibiroğlu’nun yazdığı, Ali Volkan Çetinkaya’nın yönettiği çocuk oyunu “Kaçaklar”, 6-13 Ekim’de; Reşat Nuri Güntekin’in yazdığı, Turgut Özakman’ın oyunlaştırdığı, Mustafa Kurt’un rejisörlüğünü üstlendiği “Sarıpınar 1914”, 16-19 Ekim’de; Berrin Kulya Balkanlar’ın yönettiği çocuk oyunu “Çizmeli Kedi”, 20 ve 27 Ekim’de; 29 Ekim’de prömiyer yapacak Anton Çehov’un yazdığı, Ataol Behramoğlu’nun çevirdiği, “Martı”, 30-31 Ekim’de Ahmet Vefik Paşa Sahnesi’nde izleyicinin karşısında olacak.

31 Ekim’de prömiyer yapacak Şahin Örgel’in yazdığı, Ali Volkan Çetinkaya’nın yönettiği “Aşk Bir Şey Değildir”,Feraizcizade Oda Tiyatrosu’nda temsil verecek.

Adana Devlet Tiyatrosu

8 Ekim’de prömiyer yapacak diğer bir eser olan olan, Orhan Asena’nın yazdığı “Fadik Kız”, 9-12 Ekim’de Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Sahnesi’nde ve 30-31 Ekim’de Çukurova Sahnesi’nde tiyatroseverlerin karşısına çıkacak.

Alfonso Paso’nun yazdığı “Kırkından Sonra”, 17-19 Ekim’de ve 22 Ekim’de; prömiyer yapacak, Turgay Nar’ın yazdığı, Edip Tümerkan’ın yönettiği “Çöplük” 23-31 Ekim’de Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Sahnesi’nde görülebilecek.

Trabzon Devlet Tiyatrosu

Civan Canova’nın yazdığı, Doğan Yağcı’nın yönettiği “Sokağa Çıkma Yasağı”, 3 Ekim’de prömiyer yapacak. Eser 4-31 Ekim’de Atapark Haluk Ongan Sahnesi’nde temsil verecek.

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu

Murathan Mungan’ın yazdığı, Yurdaer Okur’un yönettiği “Taziye”, 3 Ekim’de Orhan Asena Sahnesi’nde prömiyer yapacak.

17 Ekim’de prömiyeri gerçekleştirilecek Neil Simon’ın yazdığı, İskender Altın’ın yönettiği “Bak Bizim Şarkımızı Çalıyorlar” ile 31 Ekim’ de prömiyer yapacak, Cuma Boynukara’nın yazdığı, Yüksel Memiş’in yönettiği “Beceriksizler” Orhan Asena Sahnesi’nde temsil verecek.

Antalya Devlet Tiyatrosu

Tarık Buğra’nın yazdığı, Selim Gürata’nın yönettiği “Ayakta Durmak İstiyorum”, 2 Ekim’de prömiyer yapacak. Eser 3-19 Ekim’de, Haşim İşcan Kültür Merkezi Küçük Salon’da sahnelenecek.

Kazım Güçlü’nün yazdığı, Mustafa Gürkan Görbil’in yönettiği çocuk oyunu “Tıngır Mıngır Ülke”, 6-8-13 Ekim’de; 23 Ekim’de prömiyer yapacak, Kemal Şerif Öztürk’ün yazdığı “Kurtuluş”, 24-31 Ekim’de ve Aslıhan Ünlü’nün yazdığı çocuk oyunu “Şahmeran Hikayesi”, 27-29 Ekim’de Haşim İşcan Kültür Merkezi Küçük Salon’da görülebilecek.

Erzurum Devlet Tiyatrosu

3 Ekim’de prömiyer yapacak, Jean Baptiste Poquelin Moliere’in yazdığı, Ahmet Vefik Paşa’nın uyarladığı, Ömer Naci Topçu’nun yönettiği “Meraki”; Neil Simon’un yazdığı, Esen Özman’ın yönettiği “Otel Plaza’da Bir Oda”, 24-26 Ekim’de ile William Shakespeare’in yazdığı, Zurab Sikharulidze’nin yönettiği “Onikinci Gece”, 31 Ekim’de Erzurum Devlet Tiyatrosu Sahnesi’nde tiyatroseverler için temsil verecek.

Konya Devlet Tiyatrosu

Ali Bey’in yazdığı, Mustafa Gürkan Görbil’in yönettiği “Ayyar Hamza”, 3 Ekim’de Konya Devlet Tiyatrosu Sahnesi’nde prömiyer yapacak.

Ali Meriç’in yazdığı, Boğaçhan Sözmen’in yönettiği çocuk oyunu “Nasrettin Hoca Bir Gün”, 8-9 Ekim’de; Willy Russell’ın yazdığı, Bengisu Gürbüzer Doğru’nun yönettiği “Shirley Valentine” 24-26 Ekim’de Konya Devlet Tiyatrosu Sahnesi’nde temsil verecek.

Sivas Devlet Tiyatrosu

3 Ekim’de prömiyeri gerçekleştirilecek, Recep Bilginer’in yazdığı, Nurullah Tuncer’in yönettiği “Yunus Emre”, 4-31 Ekim’de Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi’nde izlenebilecek.

Van Devlet Tiyatrosu

Erhan Gökgücü’nün yazdığı, Burak Karaman’ın yönettiği “İki Kalas Bir Heves”in 3 Ekim’de Van Devlet Tiyatrosu Sahnesi’nde prömiyeri yapılacak.

Haluk Işık’ın yazdığı, Can Ali Çalışandemir’in yönettiği çocuk oyunu “Kurşun Askerin Utancı”, 6-13-16-20-23-27 ve 30 Ekim’de; Umut Uğur’un yazdığı, Emin Gürsoy’un yönettiği “Evham”, 17-19 Ekim’de; Necati Cumalı’nın yazdığı, Volkan Benli’nin yönettiği Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı “Nalınlar” ise 24-26 Ekim’de Van Devlet Tiyatrosu Sahnesi’nde seyirciyi selamlayacak.

Genel içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Altın Koza iki filme: ‘Gözümün Nuru’ ve ‘Yozgat Blues’

GörselBu yıl 20’ncisi düzenlenen Adana Altın Koza Film Festivali’nde 350 bin liralık büyük ödül Hakkı Kurtuluş ve Melik Saraçoğlu’nun birlikte yönettiği ‘Gözümün Nuru’ ile Mahmut Fazıl Coşkun imzalı ‘Yozgat Blues’ arasında paylaştırıldı. ‘Orada’ filmiyle dikkat çeken ikilinin yeni filmi ‘Gözümün Nuru’, sinema aşkıyla yanıp tutuşan ve eğitim almak için Lyon’a giden Melik Saraçoğlu’nun gözlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı süreci, zorlu ameliyatları ve sonrasındaki dönemi mizah ve melodramı ustaca birleştirerek anlatıyor.

Radikal.com.tr’nin yaptığı soruşturmada sinemaya yazarlarının favori gösterdiği, İstanbul Film Festivali’nde Radikal Halk Ödülü’nü de kazanan Deniz Akçay Katıksız’in ilk filmi ‘Köksüz’ ise Adana’da ikincilik ödülü anlamına gelen Yılmaz Güney ödülüyle döndü. ‘Köksüz’ün başrolündeki Ahu Türkpençe ve Lale Başar ise en iyi kadın oyuncu ödülünü paylaştı. En iyi erkek oyuncu ödülü ise ‘Yozgat Blues’ta gözden düşmüş bir kulüp şarkıcısını canlandıran Ercan Kesal’ın oldu.

‘Gözümün Nuru’ filminin iki yönetmeninden biri olan ve filmde kendi gözünü yitirmeme mücadelesini anlatan Melik Saraçoğlu da ödülünü Gezi eylemlerinde gözünü yitirenlere adadı.

‘Köksüz’ filmi ile Umut veren genç erkek oyuncu ödülünü kazanan, Savaş Alp Başar yaptığı konuşmada, “Özgürlük ve irade yolunda hayatlarını kaybeden 6 arkadaşıma adıyorum” dedi.

Festivalde en iyi yönetmen ödülü ‘Jîn’ filmiyle Reha Erdem’in olurken Film-Yön jürisinin en iyi yönetmen ödülü Mahmut Fazıl Coşkun (Yozgat Blues) ve Atıl İnaç (Daire) arasında paylaştırıldı. Adana izleyici ödülünü ise ‘Çanakkale Yolun Sonu’ (Mustafa Kemal Uzun) kazandı. Çukurova Üniversitesi Kongre Merkezi’nde yapılan ödül töreninin sunuculuğunu Sinan Tuzcu ile Şenay Gürler üstlendi.

20. Altın Koza Film Festivali ödülleri
En iyi film: Gözümün Nuru (Hakkı Kurtuluş, Melik Saraçoğlu) ve Yozgat Blues (Mahmut Fazıl Coşkun)
Yılmaz Güney ödülü: Köksüz (Deniz Akçay Katıksız)
SİYAD en iyi film ödülü: Gözümün Nuru (Hakkı Kurtuluş-Melik Saraçoğlu)
En iyi yönetmen: Reha Erdem (Jin)
Film-Yön en iyi yönetmen: Mahmut Fazıl Coşkun (Yozgat Blues) ve Atıl İnaç (Daire)
En iyi senaryo: Hakkı Kurtuluş-Melik Saraçoğlu (Gözümün Nuru) ve Tarık Tufan-Mahmut Fazıl Coşkun (Yozgat Blues)
En iyi kadın oyuncu: Ahu Türkpençe ve Lale Başar (Köksüz)
En iyi erkek oyuncu: Ercan Kesal (Yozgat Blues)
En iyi müzik: Mihaly Vig (Eve Dönüş: Sarıkamış 1915)
En iyi görüntü yönetmeni: A. Emre Tanyıldız (Soğuk)
En iyi sanat yönetmeni: Tural Polat (Eve Dönüş: Sarıkamış 1915)
En iyi kurgu: Ali Aga (Gözümün Nuru)
En iyi yardımcı kadın oyuncu: Melis Ebeler (Köksüz)
En iyi yardımcı erkek oyuncu: Tansu Biçer (Yozgat Blues)
Türkan Şoray umut veren genç kadın oyuncu: Deniz Hasgüler (Jin)
Umut veren genç erkek oyuncu: Savaş Alp Başar (Köksüz)
Adana izleyici ödülü: Çanakkale Yolun Sonu (Mustafa Kemal Uzun)

Genel içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

65. Emmy Ödülleri Sahiplerini Buldu

65. Emmy ödüllerinde “Breaking Bad”, “En İyi Drama Dizisi” ödülünü alırken “Modern Family”, dördüncü kez “En İyi Komedi Dizisi” ödülüne layık görüldü.

Image

Televizyon dünyasının oscarları olarak bilinen Emmy Ödülleri, Los Angeles kentindeki Nokia Tiyatrosu’nda düzenlenen görkemli törenle sahiplerini buldu.

“En İyi Drama Dizisi” ödülüne layık görülen “Breaking Bad”in yaratıcısı Vince Gilligan, “Ödül kazanmayı hiç beklemiyordum” dedi.

“The Newsroom” dizisinde idealist bir haber sunucusunu canlandıran Jeff Daniels, “Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu” ödülüne layık görülürken “Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu” ödülü, “Homeland” dizisinde sorunlu bir CIA ajanını oynayan Claire Danes’e verildi.

“Broadwalk Empire”daki performansı Bobby Cannavale’ye “Drama Dalında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülünü getirirken “Breaking Bad”den Anna Gunn, “Drama Dalında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülüne layık görüldü.

Ünlü oyuncu Neil Patrick Harris’in sunuculuğunu üstlendiği gecede “Vepp” dizisindeki performansıyla Julia Louis-Dreyfus “Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncusu” ödülüne layık görüldü. “The Big Bang Theory”de Sheldon’a hayat veren Jim Parsons ise bir kez daha geceden “En İyi Erkek Komedi Oyuncusu” ödülü ile ayrıldı.

Komedi dalında “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülü “Nurse Jackie”deki performansı ile Merritt Wever’a, “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülü ise “Veep” ile Tony Hale’e verildi. Heyecandan konuşamayan Wever, “Çok teşekkür ederim. Şimdi gitmeliyim. Hoşçakalın” diyerek sahneden ayrıldı.

“Behind the Candelabra” dizisinde canlandırdığı Liberace karakteri, ünlü oyuncu Michael Douglas’a “Mini Dizi Dalında En İyi Erkek Oyuncu” ödülü getirdi. “Mini Dizi Dalında En İyi Kadın Oyuncu” ödülü ise “The Big C: Hereafter” ile Laura Linney’e gitti.

Gecede, her ikisi de haziran ayında hayata veda eden “Glee” dizisinin yıldızı Cory Monteith ile “Sopranos”un başrol oyuncusu James Gandolfini anıldı.

Bu yılki Emmy ödüllerini kazanan bazı oyuncular ve diziler şöyle

Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu: Jim Parsons, “The Big Bang Theory”

Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncu: Julia Louis-Dreyfus, “Veep”

Komedi Dalında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Merritt Wever, “Nurse Jackie”

Komedi Dalında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Tony Hale, “Veep”

Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu: Claire Danes, “Homeland”

Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu: Jeff Daniels, “The Newsroom”

Drama Dalında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Bobby Cannavale, “Broadwalk Empire”

Drama Dalında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Anna Gunn, “Breaking Bad”

Mini Dizi Dalında En İyi Kadın Oyuncu: Laura Linney, “The Big C: Hereafter”

Mini Dizi Dalında En İyi Erkek Oyuncu: Michael Douglas, “Behind the Candelabra”

Komedi Dalında En İyi Yönetmen: Gail Mancuso, “Modern Family”

Drama Dalında En İyi Yönetmen: David Fincher, “House of Cards”

Mini Seri Dalında En İyi Yönetmen: Steven Soderbergh, “Behind the Candelabra”

Komedi Dalında En İyi Senaryo Yazarı: Tina Fey, “30 Rock”

Drama Dalında En İyi Senaryo Yazarı: Henry Bromell, “Homeland

En İyi Mini Dizi: “Behind the Candelabra”

En İyi Drama Dizisi: “Breaking Bad”

En İyi Komedi Dizisi: “Modern Family”

HT Gazete

Genel içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

2013 Enver Gökçe Şiir Ödülü sahiplerini buldu

2013 Enver Gökçe Şiir Ödülü’ne kitap dalında Hüseyin Haydar ve yanısıra genç şair Müesser Yeniay değer görüldü.

Görsel

Adına ödül konulan Enver Gökçe, Türk şiirinde geniş bir yelpazeye sahip 1940 Kuşağı’nın devrimci, toplumcu çizgisinde yer alan önde gelen şairlerindendir. Gerçek mağdurların ve mazlumların, çalışan emekçi kesimin ve aydınların onların her türlü baskıya, gericiliğe direnen sesinin temsilcisi olmuş önemli bir şair.

Enver Gökçe Şiir Ödülü’ne yoğun bir katılım olması sevindiricidir. Yaş sırasına göre: Metin Demirtaş, Niyazi Yaşar (Kar dergisi adına), Metin Cengiz, Leylâ Şahin, Yusuf Alper, Hayrettin Geçkin ve Tuğrul Keskin’den oluşan jüri 12 Eylül 2013’te son değerlendirmesini yapmıştır:

Yayınlanmış kitap dalında; Hüseyin Haydar’ın Zor Günler’in; Şiirleri ile Müesser Yeniay’ın Yeniden Çizdim Göğü adlı kitapları ödüle değer görülmüştür.

Hüseyin Haydar’ın, Cumhuriyet sonrası Türk şiirinde ve 1980 sonrası yazılan şiirdeki önemi ve yetkinliğinin yanısıra Müesser Yeniay’ın, hem genç kuşak bir şair olarak şiir dünyasını oluşturması hem de kadın şair olarak ulaştığı yetkinlik dikkate alınmıştır.

Bir usta ile önü açık genç bir şairin bu ödüld ebuluşmasının anlamlı olduğunu düşünmekteyim.

Dosyada ise Metin Kaya’nın Küba Mavisi, Enver Gökçe’nin her türlü baskıya ve şiddete karşı direnen tavrına yakın durmaktadır. Hatice Yanık ise Elma Ağacında Zambak adlı çalışmasıyla bu tavrı bir kadın duyuşu ve sesiyle şiire dönüştürmüş olmasından dolay ödüle değer görülmüştür.

Leylâ Şahin

Jüri Başkanı

Genel içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın